20 Ağustos 2013 Salı
15 Ağustos 2013 Perşembe
Organik
Hamile olduğumu öğrenene kadar çok ilgili olmadığım bir alandı organik yiyecekler. Eee hamileyim ne yemeli ne içmeliyim? sorusuna ne yememeli içmemeliyim? sorusuna cevap vermekle başladım.
o çok sevdiğim dost sohbetlerimin nargilesi tozlu raflara kalktı.
asitli içecek yasaklandı. Ayran milli içeceğimiz olarak yerini aldı
hazır gıda fast food yok. bol bol balık ayşe kadın fasulye, enginar kereviz derken ben sağlıklı beslenir olmuşum.
doğum sonrası ilk 6 ay o süt yapar bu süt yapar deyip,çocuğa gaz olmasın diye yediğim yemediğim şeyler oldu. 6 ay sonrası ne yemek yapıcam derken Raya organik çıkmış karşıma kızcemin çorbalarını pürelerini tatlandırmış.Lezzetini, kalitesini sevdik. Siz de bu güzel yiyeceklerden almak isterseniz buyrun Raya organiğe
doğum sonrası ilk 6 ay o süt yapar bu süt yapar deyip,çocuğa gaz olmasın diye yediğim yemediğim şeyler oldu. 6 ay sonrası ne yemek yapıcam derken Raya organik çıkmış karşıma kızcemin çorbalarını pürelerini tatlandırmış.Lezzetini, kalitesini sevdik. Siz de bu güzel yiyeceklerden almak isterseniz buyrun Raya organiğe
5 Ağustos 2013 Pazartesi
GÜNEŞTEN KORUNMAK LAZIM
Çok tartışılan bir konu. Krem sürmeli mi? sürmemeli mi? Kimyasal içerikli olan güneş koruyucuları veya organik olanlar.
Hepimiz mutlaka ki bebeğimiz için en doğru ürünü kullanmak isteriz. Son 1 aydır bu konuyla ilgili okuyorum, araştırıyorum, düşünüyorum, taşınıyorum.. Hatta çok yakın bir arkadaşımla eczanede bu konuyla ilgili ikimiz beraber satış danışmanlarıyla birbirimize bile girdik. Akmerkez'in eczanesi arkadaşımında benimde sık sık alışveriş ettiğimiz, ciddi miktarda fazla ürün satın aldığımız bir yerdir. Fakat geçenlerde tecrübeyle sabit öğrendik ki; eczanelerde belirli markaların temsilcileri oluyor ve siz eczaneye girip "içinde kimyasal olmayan en organik güneş koruyunuz hangisi?" diye sorduğunuzda denk geldiğiniz satış danışmanına göre en organik (!) olanını alıyorsunuz. Nitekim arkadaşıma başka bana bambaşka bir ürün sattılar. Bizde konuya sessiz kalamadık ciddi anlamda sesimizi yükselterek hakkımızı aradık. Söz konusu minik bebeklerimiz olunca sinirlere hakim olmak baya güç oluyor.
Konumuza geri dönecek olursak. Evet güneş ışınları zararlı ve birçok kanser çeşidini de beraberinde getiriyor. Senelerdir duyduğumuz şey güneş koruyucu sürmeden güneşe çıkılmaması gerektiği yönünde. Fakat vücut gelişimi, organ gelişimi tamamlanmamış bir bebeğe güneş koruyucu sürmek ne kadar faydalı? Benim doktorum 2-3 yaşına kadar bebeklerde güneş koruyucu kullanılmamasından yana. Fakat ben genede içinde kimyasal olmayan koruyucuları tercih ediyorum. Fakat doktorumunda dediği gibi burda önemli olan konu şu! Yazın hergün bebeğinize bu koruyucuları sürmemek. Hergün yapmadığınız birşey bebeğinize kısıtlı zarar verebilir. Tercih sizin. Ben kullanmayı tercih edecek annelere güneş koruyuculardan ve sebep olduklarından bahsetmek istiyorum.
"İki tür güneş kremi var; Kimyasal ve fiziksel koruma sağlayanlar
Markası ne olursa olsun, ne kadar para vermiş olursanız olun, piyasada satılan herhangi bir güneş kremini aldıysanız, o krem muhtemelen kimyasal koruma sağlayan bir kremdir. Kimyasal koruma sağlayan kremler, son derece kompleks kimyasallar içeriyor ve deri bu kimyasalları emiyor. Emilen kimyasallar, güneşe karşı bir kalkan oluşturuyor. Ama aynı zamanda da vücudunuza girmiş oluyorlar. Üstelik bu kimyasallar güneş ışığına maruz kalınca, kendi içinde de değişime uğruyor.
Fiziksel koruma sağlayan güneş koruyucular, piyasada mineralli diye satılıyor. Bu koruyucuları deri emmiyor. Cildinizin üzerinde, örtü gibi beyaz bir tabaka oluşturuyorlar. Bu tabaka, güneş ışınlarını bir ayna gibi geri yansıtıyor. Yani aslında bir tişört giymeden çok bir farkı yok.
ÇOCUKLARIN ERGENLİĞE ERKEN GİRMESİNE NEDEN OLABİLİR
Tartışmaya konu olan güneş koruyucular, kimyasal olanlar. En yaygın endişe konusu ise, cinsel gelişim üzerindeki etkileri.
Bu konuyu Ekolojik Kimya Profesörü Hulusi Barlas'a sorduk.
Barlas, son araştırmaların güneş koruyucuların içindeki kimyasalların ostrojen hormonu gibi etki edebildiklerine dair, güçlü kanıtlar ortaya koyduğunu söylüyor. Bu, şu anlama geliyor. Kimyasallar, deri tarafından emilerek çocuğunuzun sistemine giriyor ve sanki östrojen hormonuymuş gibi vücudunu etkilemeye başlıyor. Hormonal dengeyi bozuyor.
Barlas'a göre, bu nedenle hamileler, emziren kadınlar ve çocuklar kimyasal güneş koruyucu kullanmaktan kaçınmalı.
"PARABEN"LERE DİKKAT EDİN, KANSER RİSKİ VAR
Aldığınız herhangi bir kozmetiğin arkasını çevirip bakın, en az bir tane paraben ile biten tuhaf kelime göreceksiniz. Parabenler her yerdeler. Paraben adı verilen kimyasallar, ürünlerin raf ömrünü uzatıyor. Dolayısıyla güneş koruyucuların içinde de bolca varlar. Parabenlerin uzun süreli etkileri bilinmiyor. Kanser riskini arttırdıkları yönünde tartışmalar var.
''Madem böyle bir risk var, neden kullanılıyor?'' diye hiç sormayın. Raflarındaki ürünlerin, çabucak bozulmaya başladığını bir düşünün. Ticari açıdan bunun doğuracağı sonuçlar, global ekonomiyi sarsacak cinsten olur. Raf ömrü o kadar önemli ki firmalar parabenlerin sağlık üzerindeki etkilerini duymak bile istemiyor. Ama en azından bebek ürünlerinde ''paraben free'' -''parabensiz'' ifadesini daha sık görmeye başladık.
İYİ AMA NE YAPACAĞIZ?
- Çocuğunuzu 12-17 saatleri arasında güneşe çıkarmayın.
Çıkmak zorunda kalırsanız gölgede tutmaya çalışın.
- Güneşe çıkarken, ensesini kapatacak, suratını tamamen gölgeleyecek bir şapka takın.
- Kısa şort yerine, mümkün olduğu durumlarda, ince, uzun, açık renk bir pantolonu ya da uzun kollu ince bir tişörtü tercih edin.
- Plaj gibi güneş koruyucunun kaçınılmaz olduğu durumlarda, mineralli koruyucular kullanın.
- Çocuklar için üretilen UV filtreli mayolardan faydalanmayı deneyin.
- Parabenden uzak durmak için ekolojik/organik sertifikalı ürünler terci edin.
- Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kaldığınız durumlarda. Çocuğunuzun vücudunun mümkün olduğu kadar küçük bir kısmına sürün. Mesela iyi bir şapka takıyorsa, suratına a sürmeyin. Kumda oynarken kısa kollu tişört giydirin, sadece kollarına sürün.
- Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kalırsanız, düşük faktörlü kullanın. 20 faktörle 50 faktör arasında sadece yüzde 3'lük bir koruma farkı var. Ama 50 faktör kullandığınızda, çok daha fazla kimyasala maruz kalıyorsunuz.
- Tüm bu tavsiyelerden kendiniz için de faydalanın." (ntvmsnbc.com)
Birçok markaya göre en güvenilir olduğunu düşündüğüm markalar aşağıdadır. İyi/kötü, doğru/yanlış çok fazla tartışılabilecek bu konuyla ilgili aşağıdakiler benim şahsı olarak tercih edebileceklerim. Buyrun;
Hamilton Toddler/ Çocuk Losyonu SPF50+ 125 ml
Hamilton Toddler SPF50+, çocuk ve bebekler için geliştirilmiş olup allerji potansiyelini minimize etmek için en az içerik madde ile en yüksek koruma sağlayacak biçimde formüle edilmiştir. UVA ve UVB ışınlarına karşı etkin koruma sağlar. 4 saat suya ve tere dayanıklı olmak ile beraber, havlu ile silinme, duş gibi durumlardan sonra yenilenmelidir. 4 saat suya temas sonrasında SPF30 üzerinde koruma sağlar. PABA, oxybenzone, paraben içermez.
Hamilton Toddler SPF50+ UV Filtreleri: 4-methylbenzlidene camphor, Titanium dioxide, Bemotrizinol (Tinosorb S)
Hamilton Toddler SPF50+ Kullanım Şekli: Güneşe çıkmadan 15 dk. önce kullanılmalı ve maksimum koruma için 4 saatte bir yenilenmelidir.
Trukid
Amerikalı kar amacı gütmeyen dernek, Environmental Working Group (Çevresel Çalışma Grubu)'un
yaptığı araştırmalarda insan vücuduna zararı en az olan ve 2011'in en iyi güneş kremleri arasında bir çok defa birinci seçildi. Trukid sunnydays spf 30; Mineral içerlikli olup, aynı zamanda E vitamini, yeşil çay ekstresi, nar suyu gibi besleyici bileşenler içerir. İçinde kesinlikle Bispenol-A (BPA), Paraben,Gluten, Sls,1-4 Dioxane,Phthalate gibi kimyasallar ve Vitamin A bulunmuyor. 0-6 AY arası bebeklerde (TRUBABY SPF 30 Çocuklarda, hassas ciltlerde, hamile ve emziren bayanlarda UVA ve UVB ışınlarını keserek etkili koruma sağlıyor.
Trukid Amerika'da ve Türkiye'de bazı internet sitelerinde satılıyor
Hepimiz mutlaka ki bebeğimiz için en doğru ürünü kullanmak isteriz. Son 1 aydır bu konuyla ilgili okuyorum, araştırıyorum, düşünüyorum, taşınıyorum.. Hatta çok yakın bir arkadaşımla eczanede bu konuyla ilgili ikimiz beraber satış danışmanlarıyla birbirimize bile girdik. Akmerkez'in eczanesi arkadaşımında benimde sık sık alışveriş ettiğimiz, ciddi miktarda fazla ürün satın aldığımız bir yerdir. Fakat geçenlerde tecrübeyle sabit öğrendik ki; eczanelerde belirli markaların temsilcileri oluyor ve siz eczaneye girip "içinde kimyasal olmayan en organik güneş koruyunuz hangisi?" diye sorduğunuzda denk geldiğiniz satış danışmanına göre en organik (!) olanını alıyorsunuz. Nitekim arkadaşıma başka bana bambaşka bir ürün sattılar. Bizde konuya sessiz kalamadık ciddi anlamda sesimizi yükselterek hakkımızı aradık. Söz konusu minik bebeklerimiz olunca sinirlere hakim olmak baya güç oluyor.
Konumuza geri dönecek olursak. Evet güneş ışınları zararlı ve birçok kanser çeşidini de beraberinde getiriyor. Senelerdir duyduğumuz şey güneş koruyucu sürmeden güneşe çıkılmaması gerektiği yönünde. Fakat vücut gelişimi, organ gelişimi tamamlanmamış bir bebeğe güneş koruyucu sürmek ne kadar faydalı? Benim doktorum 2-3 yaşına kadar bebeklerde güneş koruyucu kullanılmamasından yana. Fakat ben genede içinde kimyasal olmayan koruyucuları tercih ediyorum. Fakat doktorumunda dediği gibi burda önemli olan konu şu! Yazın hergün bebeğinize bu koruyucuları sürmemek. Hergün yapmadığınız birşey bebeğinize kısıtlı zarar verebilir. Tercih sizin. Ben kullanmayı tercih edecek annelere güneş koruyuculardan ve sebep olduklarından bahsetmek istiyorum.
"İki tür güneş kremi var; Kimyasal ve fiziksel koruma sağlayanlar
Markası ne olursa olsun, ne kadar para vermiş olursanız olun, piyasada satılan herhangi bir güneş kremini aldıysanız, o krem muhtemelen kimyasal koruma sağlayan bir kremdir. Kimyasal koruma sağlayan kremler, son derece kompleks kimyasallar içeriyor ve deri bu kimyasalları emiyor. Emilen kimyasallar, güneşe karşı bir kalkan oluşturuyor. Ama aynı zamanda da vücudunuza girmiş oluyorlar. Üstelik bu kimyasallar güneş ışığına maruz kalınca, kendi içinde de değişime uğruyor.
Fiziksel koruma sağlayan güneş koruyucular, piyasada mineralli diye satılıyor. Bu koruyucuları deri emmiyor. Cildinizin üzerinde, örtü gibi beyaz bir tabaka oluşturuyorlar. Bu tabaka, güneş ışınlarını bir ayna gibi geri yansıtıyor. Yani aslında bir tişört giymeden çok bir farkı yok.
ÇOCUKLARIN ERGENLİĞE ERKEN GİRMESİNE NEDEN OLABİLİR
Tartışmaya konu olan güneş koruyucular, kimyasal olanlar. En yaygın endişe konusu ise, cinsel gelişim üzerindeki etkileri.
Bu konuyu Ekolojik Kimya Profesörü Hulusi Barlas'a sorduk.
Barlas, son araştırmaların güneş koruyucuların içindeki kimyasalların ostrojen hormonu gibi etki edebildiklerine dair, güçlü kanıtlar ortaya koyduğunu söylüyor. Bu, şu anlama geliyor. Kimyasallar, deri tarafından emilerek çocuğunuzun sistemine giriyor ve sanki östrojen hormonuymuş gibi vücudunu etkilemeye başlıyor. Hormonal dengeyi bozuyor.
Barlas'a göre, bu nedenle hamileler, emziren kadınlar ve çocuklar kimyasal güneş koruyucu kullanmaktan kaçınmalı.
"PARABEN"LERE DİKKAT EDİN, KANSER RİSKİ VAR
Aldığınız herhangi bir kozmetiğin arkasını çevirip bakın, en az bir tane paraben ile biten tuhaf kelime göreceksiniz. Parabenler her yerdeler. Paraben adı verilen kimyasallar, ürünlerin raf ömrünü uzatıyor. Dolayısıyla güneş koruyucuların içinde de bolca varlar. Parabenlerin uzun süreli etkileri bilinmiyor. Kanser riskini arttırdıkları yönünde tartışmalar var.
''Madem böyle bir risk var, neden kullanılıyor?'' diye hiç sormayın. Raflarındaki ürünlerin, çabucak bozulmaya başladığını bir düşünün. Ticari açıdan bunun doğuracağı sonuçlar, global ekonomiyi sarsacak cinsten olur. Raf ömrü o kadar önemli ki firmalar parabenlerin sağlık üzerindeki etkilerini duymak bile istemiyor. Ama en azından bebek ürünlerinde ''paraben free'' -''parabensiz'' ifadesini daha sık görmeye başladık.
İYİ AMA NE YAPACAĞIZ?
- Çocuğunuzu 12-17 saatleri arasında güneşe çıkarmayın.
Çıkmak zorunda kalırsanız gölgede tutmaya çalışın.
- Güneşe çıkarken, ensesini kapatacak, suratını tamamen gölgeleyecek bir şapka takın.
- Kısa şort yerine, mümkün olduğu durumlarda, ince, uzun, açık renk bir pantolonu ya da uzun kollu ince bir tişörtü tercih edin.
- Plaj gibi güneş koruyucunun kaçınılmaz olduğu durumlarda, mineralli koruyucular kullanın.
- Çocuklar için üretilen UV filtreli mayolardan faydalanmayı deneyin.
- Parabenden uzak durmak için ekolojik/organik sertifikalı ürünler terci edin.
- Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kaldığınız durumlarda. Çocuğunuzun vücudunun mümkün olduğu kadar küçük bir kısmına sürün. Mesela iyi bir şapka takıyorsa, suratına a sürmeyin. Kumda oynarken kısa kollu tişört giydirin, sadece kollarına sürün.
- Kimyasal koruyucu kullanmak zorunda kalırsanız, düşük faktörlü kullanın. 20 faktörle 50 faktör arasında sadece yüzde 3'lük bir koruma farkı var. Ama 50 faktör kullandığınızda, çok daha fazla kimyasala maruz kalıyorsunuz.
- Tüm bu tavsiyelerden kendiniz için de faydalanın." (ntvmsnbc.com)
Birçok markaya göre en güvenilir olduğunu düşündüğüm markalar aşağıdadır. İyi/kötü, doğru/yanlış çok fazla tartışılabilecek bu konuyla ilgili aşağıdakiler benim şahsı olarak tercih edebileceklerim. Buyrun;
Hamilton Toddler/ Çocuk Losyonu SPF50+ 125 mlHamilton Toddler SPF50+, çocuk ve bebekler için geliştirilmiş olup allerji potansiyelini minimize etmek için en az içerik madde ile en yüksek koruma sağlayacak biçimde formüle edilmiştir. UVA ve UVB ışınlarına karşı etkin koruma sağlar. 4 saat suya ve tere dayanıklı olmak ile beraber, havlu ile silinme, duş gibi durumlardan sonra yenilenmelidir. 4 saat suya temas sonrasında SPF30 üzerinde koruma sağlar. PABA, oxybenzone, paraben içermez.
Hamilton Toddler SPF50+ UV Filtreleri: 4-methylbenzlidene camphor, Titanium dioxide, Bemotrizinol (Tinosorb S)
Hamilton Toddler SPF50+ Kullanım Şekli: Güneşe çıkmadan 15 dk. önce kullanılmalı ve maksimum koruma için 4 saatte bir yenilenmelidir.
TrukidAmerikalı kar amacı gütmeyen dernek, Environmental Working Group (Çevresel Çalışma Grubu)'un
yaptığı araştırmalarda insan vücuduna zararı en az olan ve 2011'in en iyi güneş kremleri arasında bir çok defa birinci seçildi. Trukid sunnydays spf 30; Mineral içerlikli olup, aynı zamanda E vitamini, yeşil çay ekstresi, nar suyu gibi besleyici bileşenler içerir. İçinde kesinlikle Bispenol-A (BPA), Paraben,Gluten, Sls,1-4 Dioxane,Phthalate gibi kimyasallar ve Vitamin A bulunmuyor. 0-6 AY arası bebeklerde (TRUBABY SPF 30 Çocuklarda, hassas ciltlerde, hamile ve emziren bayanlarda UVA ve UVB ışınlarını keserek etkili koruma sağlıyor.
Trukid Amerika'da ve Türkiye'de bazı internet sitelerinde satılıyor
31 Mayıs 2013 Cuma
11 Nisan 2013 Perşembe
MARİFETLİ AYAKLAR
Şahsına münhasır bir bloger Ben iyisimi nin blogunda gördüm ilk. Kızım biraz daha büyüsün de hemen deneceğim. Montessori Egitiminin sıkça konuşulduğu şu günlerde evde denenebilecek güzel bir çalışma bence
10 Nisan 2013 Çarşamba
EMZİREN ÜNLÜLER
Arka planı bir hayli uzun bu tartışmanın. Kadınlar da bebekler de bir yandan anne sütünün ne kadar hayırlı bir besin olduğunun tekrar edilip durmasına, öte yandan emziren bir kadın gördüğünde dehşetle şehvet arasında salınan tuhaf bakışlara maruz kalmaya isyan ediyorlar. Bu isyana katılanlar arasında ünlü anneler de var. Hem bebeklerini canlarının istediği her yerde emziriyor, hem de sosyal medyayı işin içine kadar kamusal alanda emzirmeyi normalleştirmek için çaba gösteriyorlar. İşte birkaçı…
Victoria’s Secret modellerinden Mirand Kerr Nisan 2011′de bebeğini emzirirken çektiği bir fotoğrafı twitter’da yayınladı. Yanında da şöyle yazıyordu: “Ofiste bir gün daha.”
Pink
Pink tam bir aktivist. Kızı Willow doğduğundan bu yana her fırsatta onu emzirirken fotoğraflarını yayınlayıp bir tür emzirme rekmalı yapıyor. Eşi Carey Hart da destek veriyor. Son zamanlarda attığı bir twit şöyle: “Willow en iyi yemeği yiyor gibi görünüyor.”
Maggie Gyllenhaal
Maggi Gyllenhaal da “utanmadan” bebeğini her yerde emzirenlerden. 2007′de bir paparazzi yukarıdaki fotoğrafı çektiğinde hiç de itiraz etmedi.
Julie Bowen
Modern Family yıldızlarından Julie Bowen, Mayıs 2009′da ikiz bebeklerini dünyaya getirdi. Bir yıl sonra Lopez Tonight adlı programda ikiz bebek emzirmeyi “iki küçük liposuction makinesine paçayı kaptırmak” diye tanımladı. Sonrasında da hiç “çekinmeden” şu gördüğünüz fotoğrafı gösterdi.
Mayim Bialik
Ünlü oyuncu Mayim Bialik, bebeğini dört yaşına kadar, acıktığı her yerde emzirdi.
Nicole “Snooki” Polizzi
Yoğun programı nedeniyle oğlunu her acıktığında emziremedi. Ancak Twitter ve Instagram’da yayınladığı sağma fotoğraflarıyla anne sütünün önemini vurguladı.
Bir başka Victoria’s Secret modeli daha. Oğlunu emzirirken çekilen bu fotoğrafın altına şunu yazdı: “Çalışan anne
Yavrumu bütün o fotoğraflar arasında emziriyorum.”
Lucy Lawless
Xena (Zeyna) olarak tanıdığımız Lucy Lawless, emzirme aktivistlerinin başını çekiyor. 2002′de emzirme kampanyasına bebeğiyle birlikte katılan Lawless, yukarıdaki fotoğrafıyla emziren annelere destek olmuştu.
2 Nisan 2013 Salı
Otizm… Yaşamın Farklı Bir Penceresi
Nisan, 2008 yılından bu yana, dünya üzerinde yaşayan milyonlarca çocuk ve aileleri için çok başka bir anlam daha taşıyor: OTİZM.
2 Nisan, tüm dünyada otizm konusunda farkındalık yaratarak otizmden kaynaklanan sorunlara çözümler yaratmak amacıyla, 2008 yılında Birleşmiş Milletler tarafından “Dünya Otizm Farkındalık Günü” olarak ilan edildi. Her yıl, “Otizm Farkındalık Ayı” olan Nisan ayı boyunca dünya genelinde otizmin sorunlarını ve çözümleri konuşuluyor, araştırmaların teşvik edilmesi ve erken teşhisle tedavinin yaygınlaştırılması hedefleniyor.
Oğluşum Nazım Özgün ile otizm labirentine adım attığımız o ilk günden bugüne 8 yıl geçti. Otizmin karmaşık fırça darbeleri yüzünden, hayatımızın yol haritasını yeniden tanımladık. Bazen düşününce sanki otizmden önce bir hayatımız yokmuş gibi hissediyorum. Çok eskiden kendini fanusuna kapatmış ruh bebeğimin, şimdi benimle hayatı paylaşması nasıl bir mucizedir, çok iyi biliyorum.
Otizm, doğuştan gelişen, genetik altyapıya dayanan, karmaşık nörolojik-biyolojik tabanlı bir gelişim bozukluğu. Başkalarıyla etkileşimde bulunmayı engelleyerek bireyin kendi iç dünyasıyla baş başa kalmasına yol açan otizm, genellikle 3 yaştan önce ortaya çıkarak çocukların sosyal iletişim, etkileşim ve davranışlarını olumsuz olarak etkiliyor.
Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınıyor.
Amerikan Sağlık Bakanlığı verilerine göre bugün dünya genelinde okul çağındaki her 88 çocuktan biri otizm teşhisi alıyor. Otizm erkek çocuklarda kız çocuklara oranla 3-4 kat daha fazla görülüyor, her 54 erkek çocuktan biri günümüzde otizm riski taşıyor. Dünyada son yıllarda şeker, kanser ve AIDS dahil olmak üzere bir çok hastalıktan daha fazla sayıda otizm teşhisi alınıyor.
Ülkemizde sağlıklı istatistikler olmaması nedeniyle, Otizm Platformu’nun öngördüğü verilere göre, tahmini olarak 550.000 otizmli birey ile 0-14 yaş grubunda 150.000 civarında otizmli çocuk bulunduğu “varsayılıyor.” Otizmli bireylerin ebeveynleri, kardeşleri, yakın akraba ve çevreleri de hesaba katıldığı zaman, Türkiye’de her ile yayılmış durumda otizmden etkilenen 2 milyondan fazla vatandaşımızdan bahsedebiliriz.
Otizmin kapısını açmak için ilk önemli adım, erken teşhis. Otizm, yaklaşık bir yaş civarında ilk belirtilerini gösteriyor. Annenin sesi ve gülümsemesi gibi sosyal uyaranlara bebeğin tepkisiz kalması veya tepkilerinde yavaşlık olması, göz teması kurmada zorluklar, motor gelişmede ve taklit becerilerinde gecikme, uyku ve yemek düzeninde sorunlar ilk belirtiler arasında sayılabilir. Çok yaygın bir yanlış kanı, özellikle erkek çocukların geç konuştuğu veya anne/babası geç konuşan çocukların da geç konuşacağı düşüncesi… Ve erken teşhis, otizmli çocuğun gerekli eğitim ve tedavileri alarak hayata katılması için ilk önemli adım.
Eğer çocuğunuz;
- Sizinle ve başkalarıyla göz kontağı kurmuyorsa,
- İsmi söylendiğinde veya çağrıldığında dönüp bakmıyorsa, söyleneni işitmiyor gibi
- Konuşmada yaşıtlarının gerisinde kalmışsa, başkaları ile söyleşiyi başlatma ya da sürdürmede belirgin bir bozukluğu varsa, basmakalıp, yineleyici (ekolali) ya da özel bir dil kullanarak garip konuşuyorsa veya konuşması hiç gelişmemişse,
- Gözleri sık sık bir şeye takılıp
- Anlamsız gülme veya ağlama krizleri
- Parmağıyla istediği şeyi işaret ederek
- Oyuncaklara amacına uygun oynamayı beceremiyorsa, yaşıtlarının oynadığı oyunlara ilgi
- Ellerini kanat gibi çırpma, parmak uçlarında yürüme, kendi çevresinde veya eşyalar etrafında dönme, sallanma, çırpınma şeklinde garip ve yineleyici hareketleri (stereotipi)
- Bir şarkının bir bölümünü tekrar tekrar söylemek, dolapların kapaklarını sürekli olarak açıp kapatmak, ayak parmaklarının ucunda odanın bir ucundan öbür ucuna koşturmak, bazı eşyaları döndürmek veya sürekli sıraya dizmek gibi çeşitli ilgi ve davranış takıntıları
- Günlük yaşamındaki düzen ve program değişimlere aşırı tepkiler veriyor ve uyum
- Kendisine ve çevresine yönelik zarar verici davranışlara sahipse,
vakit kaybetmeden teşhis için uzmanlara başvurmak gerekiyor.
Otizmin tedavisi var mı? Otizm, beş bilinmeyenli bir denklem gibi: Nedenleri tam olarak saptanamadığı gibi tek bir kesin tedavisi de günümüzde “henüz” mevcut değil! Otizm, toplumsal fark, ırk, dil, din gözetmiyor, çocuk yetiştirme biçiminizle veya sosyo-ekonomik koşullarınızla da ilgilenmiyor. Genetik faktörlerin yanı sıra, çevresel koşulların – yanlış beslenme, çevre kirliliği, kimyasal maddeler, yanlış ilaç kullanımı, ağır metaller, aşılarda bulunan bazı koruyucu maddeler vb.- otizmi tetiklediği düşünülüyor.
Otizmde biyolojik tedaviler ile ilgili çalışmalar devam ederken, bugün için kabul edilen en önemli tedavi aracı, erken yaşta verilmeye başlanan yoğun bireysel özel eğitim. Doğal gelişim gösteren her çocuğun kendiliğinden öğrendiği her şeyi, otizmli bir çocuğa özel eğitim yardımı ile öğretmek zorundasınız. Bu durum bazen iğneyle kuyu kazmaya benzese bile, her otizmli çocuk kendine göre bir öğrenme biçimine sahip. Önemli olan, kapıyı açacak doğru anahtarı bulmak.
Bilimsel olarak erken yaştaki çocuk için kanıtlanmış yoğun eğitim süresi haftada bireysel ve grup eğitimi olarak 40 saat. Oysa ülkemizde sosyal güvenlik kapsamında “otizm özel eğitim raporlu” çocuklar için aylık 6- 12 saat olan özel eğitim süreci, dünya genelinin oldukça gerisinde kalıyor.
Otizmli çocukların mutlaka eğitim sistemi içinde yer almaları gerekiyor. Çünkü eğitim, otizmli birey için her şeyden önce “tedavi” anlamına geliyor. Otizmi diğer engel gruplarından ayıran en önemli fark; erken tanı ve erken bireysel/kaynaştırma eğitimiyle otizmli çocukların sorunlarının büyük bir kısmını aşmaları.
Oysa yaşamın gerçeği hiç de böyle söylemiyor size! Oğlum Nazım Özgün ile okul öncesi eğitim, ilkokul ve ortaokul süreçlerinde yaşadıklarımız, ayrımcılık hikayelerinden ibaret. Otizmli/Aspergerli çocuk, genellikle bilgi eksikliğinden kaynaklanan dirençleri nedeniyle, okul yönetimleri, öğretmenler ve diğer veliler tarafından okulda “istenmeyen çocuk” ilan ediliyor. Kaynaştırma raporlarına rağmen, okul idareleri otizmli kaynaştırma öğrencisinin kaydını almak istemiyorlar. Okul yaşamı esnasında yaşanan sorunların büyük bir kısmını hoşgörü, anlayış ve bilgi yetersizliğinin giderilmesi ile çözebiliriz, yeter ki toplum tarafından yaşamın her anında bizlere dayatılan en büyük “engel” olan ayrımcılığı yok edelim!
Otizmin oldukça karmaşık yapısı, otizmli bireyle birlikte ailesi başta olmak üzere yakın çevresindeki herkesi hayatın tüm evrelerinde etkiliyor. Otizmli bir çocuğun ilerlemesinde en büyük sorumluluk ailelerde, en ağır yük de annelerin omzunda! Otizmden etkilenen bireyin ve ailesinin her şeyden önce yalnız ve ötelenmiş bir hayata mahkum edilmemesi için, özellikle doğal gelişim gösteren çocuk ebeveynlerinin toplumsal yaşamı bizimle paylaşmayı öğrenmeleri gerekiyor.
Oğluşum, benim uğur Böcüğüm, aldığım her nefesin anlamı, yaşam öğretmenim! O’nunla birlikte otizmle mücadele ederken, mutluluğun tek bir bakış veya tek bir kelimeden ibaret olduğunu görme fırsatım oldu. Seslenince dönüp bakması, ağzından tek bir kelime çıkması, ağlayıp öfke krizleri geçirmeden bir tam gün geçirmesi, benimle gezmeye, markete, restorana, sinemaya gidebilmesi, kendini hayatın gündelik akışında veya okul hayatı içinde idare edebildiğini görmek için… yıllarca sabırla bekledim.
Biz ikimiz, çok başka bir yerden, büyük bir boşluktan, hiçlikten, sessizlikten, kapalı bir fanusun içinden geliyoruz. Yoku çok, azı fazla, yaşam sevincinin dibine vuran, hayatı farklılıkları ile yaşamayı öğrenmek zorunda kaldığımız bir uçurumun taa en dibinden geliyoruz. Öyle bir yerden geliyoruz ki, “gelmez, düzelmez, hayata katılmaz, konuşmaz, kendini seslendirmez, hayatı anlamaz, anlatamaz, asla paylaşamaz, duygularını gösteremez, hissedemez, arkadaş olamaz, okuyamaz, hiçbir zaman tam öğrenemez, hatta sevemez” demişlerdi… Hepsinin ne kadar boş olduğunu yaşama sımsıkı tutunmasıyla gösteren oğluşumun annesi olmak kadar beni hayatta tanımlayan bir şey yok!
Her yıl Nisan ayı, Türkiye’de otizm adına yeni umutlar, yeni adımlar demek… Eğer siz de“Otizmin farkındayım, ama fark etmek yetmez, yaşamı paylaşmak gerek!” diyorsanız, otizmli çocukların ve anne-babalarının seslerine kulak verin, sesimize ses katın, otizmin bilinirliği ve sorunların çözümü için gönüllü destek verin ki, çocuklarımız hep beraber büyüsün.
Çünkü her çocuk farklılıkları ile yaşamda yer almayı hak eder!
Nisan Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam olsun!
Nisan Dünya Otizm Farkındalık Ayı’nda yaşamı paylaşan herkese yürek dolusu selam olsun!
M. İrem Afşin
Nazım Özgün’ün Annesi
Gönüllü Otizm Aktivisti
iremafsin@gmail.com
www.twitter.com/iremafsin
www.facebook.com/afsinirem
www.hthayat.com/yazarlar/m-irem-afsin
Nazım Özgün’ün Annesi
Gönüllü Otizm Aktivisti
iremafsin@gmail.com
www.twitter.com/iremafsin
www.facebook.com/afsinirem
www.hthayat.com/yazarlar/m-irem-afsin
OTİZMİ FARK ET, YAŞAMI PAYLAŞ! Kampanyası:
Otizmi fark et, fark ettir! Farkında olman yetmez, yaşamı paylaş! Yaşamı paylaşmak, sorunları paylaşmaktır. Ayrımcılık yapma, otizmliye engel yaratma!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)










